Lisansüstü programa kabul edildiniz, ilk makalenizi gönderdiniz ya da bir kongrede sunum yaptınız; ancak içinizde bir ses “Aslında buraya ait değilim, bir gün yeterince bilgili olmadığım anlaşılacak” diyor. Akademide pek çok kişinin yaşadığı bu duygu, literatürde sahtekâr fenomeni ya da yaygın adıyla sahtekâr sendromu olarak bilinir. Bu yazıda bu deneyimin ne olduğunu, akademide neden sık görüldüğünü ve onunla başa çıkmanın yollarını ele alıyoruz.
Sahtekâr Sendromu Nedir?
Kavram, klinik psikologlar Pauline Rose Clance ve Suzanne Imes’in 1978’de yayımlanan çalışmasıyla literatüre girmiştir. Clance ve Imes, başarılı oldukları nesnel olarak görülebilen pek çok kişinin, bu başarıyı kendi yeteneklerine değil şansa, tesadüfe ya da başkalarının yanılmasına bağladığını ve bir gün “ortaya çıkarılacakları” kaygısını taşıdığını gözlemlemiştir.
Yaygın olarak “sendrom” diye anılsa da bu durum resmî bir psikiyatrik tanı değildir. Kişinin kendi yeterliliğine dair algısını tanımlayan bir deneyimdir ve farklı yoğunluklarda yaşanabilir.
Akademide Nasıl Görünür?
Sahtekâr sendromunun akademik ortamdaki görünümleri şöyle sıralanabilir:
- Bir burs ya da programa kabulü “şans eseri” ya da “bir hata sonucu” olarak görmek,
- Danışmandan ya da hakemlerden gelen olumlu geri bildirimi önemsizleştirmek, olumsuz geri bildirimi ise yetersizliğin kanıtı saymak,
- Seminerlerde ve derslerde “saçma bir soru soracağım” kaygısıyla söz almaktan kaçınmak,
- Akranlarının herkesten daha bilgili olduğunu düşünmek,
- Bir çalışmayı paylaşmadan önce aşırı hazırlanmak ya da tersine, başarısız olma korkusuyla işi sürekli ertelemek.
Clance, bu süreçte kişinin bir döngüye girebildiğini tanımlar: Yeni bir görev kaygı yaratır, kişi ya aşırı çalışarak ya da erteleyip son anda yetiştirerek görevi tamamlar, başarı geldiğinde bunu ya “çok çalıştığı için” ya da “şanslı olduğu için” açıklar ve yeteneğine dair inancı değişmez. Bir sonraki görevde döngü yeniden başlar.
Akademi Neden Bu Duyguyu Besler?
Akademik ortamın bazı özellikleri bu deneyimi daha olası hâle getirebilir. Lisansüstü eğitim, öğrencinin bilgisinin sınırlarına sürekli olarak dokunduğu bir süreçtir; ne kadar çok okunursa, bilinmeyenin büyüklüğü de o kadar fark edilir. Değerlendirme sürekli ve çoğu zaman eleştiri odaklıdır; hakem raporları, danışman notları ve jüri soruları zayıf noktalara odaklanır. Ayrıca akranların yalnızca başarıları görünür; onların da reddedilen makaleleri, tıkandıkları dönemleri ve kaygıları çoğu zaman paylaşılmaz.
Başa Çıkmanın Yolları
Deneyimi adlandırın
Yaşadığınız duygunun pek çok akademisyen tarafından paylaşılan, tanımlanmış bir deneyim olduğunu bilmek, onu kişisel bir yetersizlik kanıtı olarak görmekten uzaklaşmanıza yardımcı olabilir.
Kanıtlara bakın
Başarılarınızı ve olumlu geri bildirimleri not edebileceğiniz bir dosya tutun: kabul mektupları, danışmanınızın olumlu yorumları, tamamladığınız bölümler, sunduğunuz bildiriler. “Yetersizim” düşüncesi ortaya çıktığında bu kayıtlar, duygu ile gerçek arasındaki farkı görmenizi kolaylaştırır.
Bilmemeyi normalleştirin
Akademide “bilmiyorum” demek bir zayıflık değil, araştırmanın başlangıç noktasıdır. Deneyimli araştırmacılar da kendi uzmanlık alanlarının dışında pek çok şeyi bilmez. Seminerlerde soru sormak, öğrenmenin en doğal yoludur.
Deneyimlerinizi paylaşın
Benzer duyguları yaşayan akranlarınızla konuşmak, çoğu zaman bu duyguların ne kadar yaygın olduğunu fark etmenizi sağlar. Bir çalışma grubu ya da yazma grubu bu açıdan değerli bir destek ortamı olabilir. Bu konuda Tez Yazarken Başarılı Bir Çalışma Grubu Oluşturmak yazımıza göz atabilirsiniz.
Eleştiriyi yeniden çerçeveleyin
Hakem ve danışman eleştirileri, metninizi geliştirmeye yöneliktir; yeteneğinizin bir ölçüsü değildir. Akademide yayımlanan çalışmaların büyük bölümü benzer eleştirilerden geçerek son hâline ulaşır.
Mükemmel yerine yeterince iyiyi hedefleyin
Sahtekâr sendromu çoğu zaman mükemmeliyetçilikle birlikte görülür. Her taslağın kusursuz olmasını beklemek yerine, belirli bir aşama için “yeterince iyi” ölçütleri belirlemek ilerlemeyi kolaylaştırır.
Ne Zaman Destek Almalı?
Bu duygular uzun süre yoğun biçimde devam ediyor, kaygı ya da çökkünlükle birlikte seyrediyor, uyku ve günlük yaşamınızı etkiliyorsa, üniversitenizin psikolojik danışmanlık biriminden ya da bir ruh sağlığı uzmanından destek almak önemli bir adımdır. Destek istemek, akademik yolculuğun doğal bir parçası olabilir.
Kaynak
- Clance, P. R., & Imes, S. A. (1978). The imposter phenomenon in high achieving women: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice, 15(3), 241–247.

